DENiZTV Denizin ve Denizciliğin Televizyonu

| RSS|Künye|Arşiv&Arama| Sitenize Ekleyin|Editör&Yazar Girişi|Reklamveren Girişi | Sitede 195 kişi var..| 11/02/2012 15:57:46
Alo Kiyi Emniyet
DAKSAR


BUGÜN ÜSKÜDAR FACİASININ 52. YILDÖNÜMÜ

Üsküdar Faciası

Türk denizcilik tarihindeki en büyük deniz kazası olan Üsküdar Faciası’nda yaşamlarını yitirenleri bugün bir kez daha rahmetle, saygıyla anıyoruz.

Haberin Eklendiği Tarih-Saat: 01 Mart 2010 Pazartesi 07:36

Üsküdar Faciası

Üsküdar Faciası ve 52 yıl önceki duygular

Bugün, Kocaeli tarihi için çok büyük bir felaketin 52 nci yıldönümü. Türk denizcilik tarihindeki en büyük deniz kazası olan Üsküdar Faciası’nda yaşamlarını yitirenleri bugün bir kez daha rahmetle, saygıyla anıyoruz.

Üsküdar Vapuru, 1 Mart 1958 Cumartesi günü İzmit iskelesinden saat 12.00 sıralarında ayrıldıktan sonra, Seka açıklarına geldiğinde şiddetli bir fırtına patlamış, köhne gemi kısa sürede alabora olarak batmıştı. Faciada kaç kişinin öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. Ancak 270’ten fazla hemşerimiz bu elim deniz kazasında yaşamını yitirmiştir. Ölenlerin büyük bölümü de Karamürsel’den, Gölcük’ten okula gelen ve evlerine dönmekte olan İzmit Lisesi ve İzmit Endüstri Meslek Lisesi öğrencileridir.

O yıllarda Karamürsel ve Gölcük’te lise yoktur.

Karamürselli, Gölcüklü gençler her sabah İzmit’teki okullarına vapurla gelmektedirler.

O yıllarda cumartesi günü yarım gün mesai vardır.

Okullar da yarım gün eğitim vermektedir.

İzmit Lisesi’nden, İzmit Endüstri Meslek Lisesi’nden çıkan kızlı erkekli öğrenci grubu, yürüyerek İzmit iskelesine giderken hava günlük güneşliktir.

Vapura binerken, ertesi gün geçirecekleri güzel pazar gününün planlarını yaparlar. Vapur iskeleden ayrıldıktan kısa süre sonra şiddetli lodos fırtınası patlar ve vapur alabora olur.

Kurbanların çoğu, Gölcük ve Karamürselli erkek öğrencilerdir.

Çünkü sınırlı sayıda can yeleklerini ya kız arkadaşlarına ya da daha küçük yaştaki çocuklara vermişlerdir.

O gün cumartesidir.

Gerçek kayıplar pazartesi günü İzmit Lisesi ve İzmit Endüstri Meslek Lisesi’nin bahçelerinde yapılan yoklamalarda anlaşılır.

Tıpkı savaş romanlarındaki gibi…

İkinci Dünya Savaşı’nda bir sınıfın gerçek kayıpları, sabah sınıfta yapılan yoklamalarda anlaşılıyordu. Öğretmen numara okudukça, sınıftan gelmeyen her “Burada” sesi, savaşta kaybolan bir öğrencinin defterden düşen kaydı gibidir.

İzmit Lisesi ve İzmit Endüstri Meslek Lisesi’nde pazartesi sabahı yapılan yoklamada “Burada” sesi vermeyen o güzel çocukların fotoğrafları daha sonra okullarının duvarlarına asılmıştır.

Üsküdar faciası 1

Üsküdar faciası 2

Üsküdar faciası 3

Üsküdar faciası 4

Üsküdar faciası 5

Üsküdar faciası 6

Üsküdar faciası 7

Üsküdar faciası 8

Üsküdar faciası 9

Üsküdar faciası 10

Üsküdar faciası 11

Üsküdar faciası 12

 

O yıllarda Maliye Okulu öğrencisi olan İzmitli Avukat Hürrem Güner, bu faciadan duyduğu ıstırabı 2 Mart 1958 tarihinde yazdığı şiirle şöyle dile getirmişti:

DERİNLİKLERDEN GELEN SES

(Üsküdar Faciası için)

Sabahın kızıllığında kalkmıştım
Eğilip kulak ver ne diyor anne
İrfan kucağına yeni yeni akmıştım
Tuzlu su gönlüme gir diyor anne…

Gülün gölgesine gönül sermeden
Genç yaşımda muradıma ermeden
Son defacık gözyaşımı vermeden
Elveda demeden gel diyor anne…

Sabah gelecek ışığı yaktı
Zalim felek hırçın perdeyi taktı
Köhne vapur beş dakka önce kalktı
Yaşım derya oldu sil diyor anne…

Saçımın telini saz yapıyordum
Susuz güle su olup akıyordum
Gül bağına bir mektup yazıyordum
Yazım kumda kaldı al diyor anne…

Okulumdan kaç tanesi eksildi
Sıramıza kara isim yazıldı
Hayallerim bahar ile yaz idi
Ağlama yaramı sar diyor anne…

Azrailin sesi yıldırım gibi
Başı duman tuttu derin der gibi
Son sözümü diyemeden Yarabbi
Sularda yaşımı gör diyor anne…

Kitabım denizlerde gezer oldu
Ruhum kitaplar arasında soldu
Varlığın yuvana biricik koldu
Yavrun derinlikte okuyor anne…

Beyazlarla dolu saçın solmasın
Pencerene doğan güneş solmasın
Tanrı böyle kara günler yazmasın
Yavrun balıklara yem diyor anne…

Ey yavrusu için çırpınan eller
Mezar kuyusunda taş olan seller
Gözümün yaşını taşıyan yeller
Son defacık Üsküdar’la elveda
Bu sese kulağın ne diyor anne…

2 Mart 1958 Hürrem Güner

Ali Gündoğdu/Özgür Kocaeli

Bu Haber 5506 kez okundu.
Etiketler: Üsküdar Faciası,
Haberi Paylaş : Google Google, Yahoo Yahoo, Facebook Facebook, Digg Digg, Del.icio.us Del.icio.us, Reddit Reddit
YORUMLAR     (Toplam 3 yorum var.)

cok dugusal bır yazı

ınanın ıkurken cok duygulandım ve birebir yaşamıs gıbı oldum.

musa bakır 17-03-2010 16:52:28

Deniz Kazalarında Hipotermi Tehlikesi

Üsküdar Faciasının bu hüzünlü yıldönümün-de öncelikle kazada yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anıyor,Yüce Allah'tan bu tür kazaların bir daha başımıza gelme-mesini diliyorum.

Kazanın yıldönümü nedeniyle İTÜ Denizci-lik Fakültesinde yıllarca denizde güvenlik(emniyet)derslerini vermiş bir emekli öğ-retim görevlisi olarak,günün mana ve öne-mine uygun düşeceğini umduğum, bu kazada yaşamını yitirenlerin bir çoğunun da ana ölüm nedeni olan hypothermia konusuna de-ğinmek istedim.1 Mart günü Üsküdar Vapu-rundan sağ olarak kurtarıldığı halde daha sonra yaşamını yitiren birçok kazazedenin ölüm nedeni,günümüzde meydana gelen deniz kazalarındaki ölüm nedenleriyle büyük sık-lıkla hemen hemen aynı özelliği taşır.

Batmakta olan gemiden bir can kurtarma vasıtasıyla kuru olarak terk yapılmadığı sürece sudaki bir kazazede; suyun ısıyı hızlı iletme kabiliyeti(kara ortamına gö-re yaklaşık 25 kat daha hızlı)nedeniyle suyun sıcaklığına bağlı olarak (30 derece ve üstü su sıcaklıklarında bu tehlike söz konusu değildir)önce ısı kaybına uğramaya başlar ve daha sonra bu durum derece dere-ce ilerleyen süreçte, vücudun aşırı ısı kaybına(hipotermi)dönüşür.

Hipotermiye girmiş kazazedelerde; hipoter-miye uğrama derecesine göre, kazazede farklı vücut ısılarında farklı belirtiler gösterir.Vücut ısısı yaklaşık 37 santi-grad derece olarak kabul edilirse;35 dere-ce ve altında önce şiddetli titremeler (vücudun ısı üretmek için gösterdiği ref-leks),34 derecede kalp atım hızında yavaş-lama/solunumda düzensizlik/zihinsel karı-şıklık, 33 derecede giderek kötüleşen ha-fıza kaybı/kaslarda sertleşme/gözbebekle-rinde genişleme(beyne giden oksijen mikta-rında azalmaya işaret eder),32 derecede bilinç kaybı başlangıcı ve titremenin ke-silmesi,31 derecede nabız tespitinde güç-lük ve yarı bilinçlilik hali 28-30 dere-ce arsında acıya duyarlığın azalması/iler-leyen bilinç kaybı/nabız ve solunumda yavaşlama/kalp atım ritminin bozulması ve kalp kasının titreşime geçmesi(ventricu-lar fibrillation)görülür.27 derecede göz-ler artık ışığa karşı refleks göstermez ve derin koma durumu hakimdir(ölü gibi görünmek).26 derecede kazazede artık na-diren kendine gelebilir.Vücut ısısı 25 dereceye düştüğünde kalp kası titreşimi-nin artması ve istemsiz titreşime geçiş başlar.24-21 derece arası vücut sıcaklı-ğında akciğer ödeminin gelişmesi ve deniz kazalarında %100 ölüm tabir edilen durum görülür.20 derecede kalp titreşimi kesi-lir. 18 derece hipotermik kazazedenin ya-şama geri döndürülebilme şansına sahip ol-duğu en alt vücut sıcaklığı sınırıdır.

Vücudun hipotermiye girmesiyle başlayan süreç, yukardaki tablodan da anlaşılacağı gibi kazazedelerin suda daima karşılaşabi-lecekleri bir durum olup,kurtarma yapıl-dıktan sonra doğru ilk yardım ve tedavi yöntemleri uygulandığı takdirde bir son ya da başka bir değişle ölüm nedeni olmak-tan çıkarılabilir.Yazdıklarımın okuyanla-rı daha fazla yormaması için hipotermide ilk yardım ve tedaviye yer vermedim.

Üsküdar faciasında yaşanan trajedi sıra-sında fedakarca yapılan kurtarma sonra-sında sudan sağ olarak kurtarılanların ya da ölü veya canlı mı oldukları belli olma-yan kazazedelerin en büyük şanssızlıkları bu olayla 1950'li yıllarda karşılaşmış ol-maları ve bugünkü bilgi birikimine sahip olunamaması nedeniyle eksik uygulanan hipotermik kazazede ilk yardım ve tedavi yöntemleridir.Kazadan sağ olarak kurtulan ve bizzat o korkunç havada denizden feda-karca kazazedeleri kurtaranların anlattık-larından vardığım bir sonuçtur bu.

Yukarıda da belirttiğim gibi, vücut ısısı 18-20 derecelere düşmüş bir kazazede hiç-bir hayatiyet belirtisi göstermese bile ölü muamelesi görmemelidir.İnsan vücudu-nun bir özelliği(Yüce Allah'ın insanlara bahşettiği bir özellik)olarak hipotermi durumundaki bir kazazedenin ilerleyen süreçte soğuk nedeniyle iyice büzülen kan damarları vücut yüzeyindeki kan akımını giderek azaltır ve vücut sıcaklığı 29 de-recenin altına düşmesiyle(besin alma ve oksijen alma gibi ihtiyaçlar tamamen azal-dığı için)birlikte sıcak kan sadece kalp ve beynin etrafında toplanarak kişiye bir süre daha koruma sağlar.İşte böylesine umutsuz gibi görünen durumlarda bile insa-noğlunun sahip olduğu bu özellik ,eğer doğru ilk yardım ve tadavi yöntemleri uygulanırsa onun hayata eksiksiz dönme-sini sağlayacaktır.Bütün denizcilerin çok iyi bilmesi gereken bu konunun elimden geldiğince kısa bir şekilde altını çiz-meye çalıştım, ama yine de çok uzun oldu affınıza sığınırım.

Günümüzde gemilerde artık bulundurulması zorunlu olan su geçirmez soğuktan koru-yucu giysiler(immersion protective suit, anti-exposure suit,survival suit)bir acil durumda soğuk hava şartlarına karşı(rüz-gar etkisi ve su ortamında)en koruyucu ön-lemlerdir.Kalınlık ve özelliklerine göre en iyi tipleri 0 santigrad derece su sı-caklığında 6 saat süreyle vücut ısısının 35 santigrad dereceden daha aşağı düşmesi-ni engellemektedir. Bu teçhizatın bulundu-rulmasını zorunlu kılanlardan Allah razı olsun.

Saygılarımla

Ercüment Şahin 03-03-2010 17:21:23

Hikmet Ağaçkoparan anlatıyor

1 Mart 1958 Cumartesi Üsküdar Faciası'ndan kurtulan Hikmet Ağaçkoparan anlatıyor...

-Hikmet Ağaçkoparan, 08.02.1943 Değirmendere doğumluyum…

Cumhuriyet Mah. Yalı Yolu Cad.Okul Sok.No:12 Değirmendere adresinde oturuyorum.

Bir kızım ve üç oğlum var.

Doğum Tarihim her ne kadar 1943 ise de gerçek doğum tarihim 1 Mart 1958 …

Mart 2003’ te emekli oldum. O tarihten beri bir iş yapmıyorum. Evde ufak tefek işlerle vakit geçiriyorum. Bazen fabrikadan çağırıyorlar, oraya gidiyorum. Fabrikada ekstra işler oluyor arkadaşlara yardım ediyorum.

-O tarihte ben, İzmit Sanat Enstitüsü’ne gidiyordum. Okul o zaman da bu günkü yerindeydi. 3. sınıfa gidiyordum. Değirmendere İzmit arasını vapurla gidip gelirdik. Kara yolu bu kadar güzel değildi o zamanlar ve kara yolu ulaşımı daha kısıtlıydı.

1 Mart 1958 cumartesi gününe rastlamıştı. O zamanlar cumartesi yarım gün okul vardı. Hafta sonu olduğu için İstiklal Marşı merasimi sonrasında, müdür muavini konuşma yapardı. O gün konuşma biraz uzun sürdü. Vapur 12.30 da kalkıyor, saat 12.00 da çıkmamız gerekirken 12.15 te serbest bıraktılar.

Bir fırtına başladı ki inanılmaz. Demiryolu boyunca koşa koşa gidiyorum, ağaçlar devrilecek gibi…

Vapur iskelesine vardığımda vapur insanların binmesi için iskeleye uzatılan küçük iskeleyi almış, halatları çözmüş gidiyordu. İskeleye 7 dakika erken gelmeme rağmen vapur kalkması gereken saatten 7 dakika erken kalkmıştı. Fırtına çıkıyor diye…

Bindik vapura gayet normaldi. Biliyorsunuz, O zaman buharlıydı “çaf çuf çaf çuf “ sesler arasında 72 numara Üsküdar vapuru…

Ve vapur hareket etti.

Ben alt katta oturuyordum. Seka’nın önlerine gelmiştik .Şangır şungur alt katın camları kırılmaya başladı, üst kata çıktım. O gün beden eğitimi dersi olduğu için çantamda eşofmanlarım ve ayakkabılarım vardı. Millette ve arkadaşlarımda bir telaş başladı. Can yeleklerini almaya çalışıyorlar, koşuyorlar. Bense gayet sakin ve soğuk kanlıydım. O zaman çok zayıf sportif bir yapım vardı. Kendi kendime niye acele ediyorlar bunlar falan diye düşündüm.

Biletçi Kamil vardı , ”korkmayın birşey olmaz yavaş yavaş gideceğiz böyle” dedi.

Kaptan köşkünden çan sesi geldi “çan çan çan”… Ve gemi aniden sol tarafa doğru yatmaya başladı. Yukarıdan bir gürültü koptu. Kaptan köşkü kopmuştu. Kaptan köşkü kaptanla birlikte denize uçtu. Gemi idaresiz kalınca dümen sol tarafa döndü, sol tarafa doğru battı. Sürgülü bir kapı vardı dışarıya açılan, sağa çekersen kapanıyor sola çekersen açılıyor. Gemi sola yatınca kapı açıldı, ardından içeriye sular doldu.

Dünya önce masmavi sonra yeşil oldu, k ahverengiye döndü ve simsiyah oldu. Geminin dibe oturduğunu hissettim. O anı çok iyi hatırlıyorum.

Ciğerlerimin patlayacak gibi olmuştu. Oradan nasıl olduysa Allah’ın hikmeti o kapıdan daldım, yukarı çıktım yukarısı kaptan köşkü orası uçmuş açık … Oradan suyun üstüne çıktım ama suyun üzerine çıkarken hani bir denizaltıdan füze atarsın ya, aynı o şekilde roket gibi denizin üzerine fırladım. Ayaklarımın denizden kesildiğini hissedecek kadar son sürat çıktım. Burnumdan ve kulaklarımdan kan geldiğini hissettim, yüksek basınç sebebiyle… Sonra poff diye denizin içine düştüm. Sağa sola baktım denizin üstü insan doluydu. Deniz öyle bir çalkantılı ki bir bakıyorsun Kavaklıyı görüyorsun biraz sonra Seka’nın arkasındaki dağları görüyorsun, tam bir can pazarı.

30 metre kadar ileride kaptan köşkünün parçasını gördüm. Üstünde aletler vardı, karmakarışık yüzerek üstüne çıktım. Gölcük’ten aynı okula gelen Nuri adında bir arkadaş vardı. Yine okuldan Turgut ve Çiğdem isimli arkadaşlarda oradaydı. Çiğdem bir süre sonra kendini denize attı, herhalde soğuktan donmuştu. Turgut’ta Çiğdem diye bağırarak O’nun arkasından kendini denize attı. Gözümün önünde oldu ve sonradan bulunan cesetlerde bile ikisi de çıkmadı.

Bir ara kaptanı gördüm, yüzerek kaptan köşküne giderken…

Sizi kurtaracaklar, hiç merak etmeyin bişey yok battık işte falan dediğini hatırlıyorum.

Kaptan köşkünün üzerine tırmandığımda kolumdaki saate baktım 12.59 da durmuştu.

Uzaktan bir karaltı gördüm, denizaltı silueti olduğunu anlamam uzun sürmedi. Uyandığımda geminin içindeydim. Astsubaylar bana çay veriyordu. Halat atarak beni gemiye almışlar hiç hatırlamıyorum .Saat 17.30 gibi olmuş. Denizaltı iskelesinde geminin içinde uyandığımda çalışan makinaların gürültüsünü hatırlıyorum. Titreyerek uyandım. Ne oldu bize diye soruyordum etrafımdakilere.

Yazışmalar, zapıtlar gereken her şey bittikten sonra evdekiler beni teslim aldı.

-Tekrar okula gittiğimde okuldan 38 kişinin kayıp olduğunu öğrendim. Sınıfın yarısı boştu. Sonrasında vapurlar değişti. İstinye, Beylerbeyi, Yeniköy falan geldi.

Çocuğu ölen bir aile beni görünce ben yolumu değiştiriyordum, hep bana soruyorlardı. Oğlum nerde, kızım nerde?....

Takip eden günler daha da kötüydü. Okula neredeyse hergün polis, savcı gelip bulunan cesetlerin teşhisi için beni götürmeye başladı. Devlet hastanesine birkaç kere gittim ceset teşhis etmeye. Onları gördükçe daha da moralim bozuldu. Bu ceset teşhis etme işi okulu bırakmama sebep oldu.

O günlerde Gölcük ve Değirmendere’de her evin önünden bir, bazılarından iki cenaze kalkıyordu. Cenazesini bulup kaldıranlar da mutluydu üstelik… Uzunca bir süre hayat normale dönmedi. Arama taramalar sürerken kimse körfezden balık yemiyordu. Yaklaşık bir ay sonra askeri gemiler Üsküdar Vapuru’nun enkazını çıkarttı. Bulunamayan cesetlerin bir kısmı da enkazın içinden çıktı.

-Sinir sistemim bozuldu, başkasının kullandığı araca hala binemem. Bu yüzden olduğunu düşünüyorum, motorsiklet kullanmayı çok severim.Rahmetli ağabeyim beni çok doktora götürdü. Bütün doktorlarda kendi kullandığı araca binsin doğayla iç içe olsun tavsiyelerinde bulundular. Hala iki tane motorum var, beni çok rahatlattığını hissediyorum.

Denizaltılara merak saldım, Tersaneye işe girdim. Orada çalıştım o gemilerde hizmetler verdim. Çok da başarılı oldum takdirnameler aldım. Hayatımı kurtaranın bir denizaltı ve askeri personel olması benim denizaltılara olan ilgimi ve askeri personele sevgimi arttırmıştı Tersanede çalıştığım sürece askeri personel ile çok iyi ilişkilerim oldu. Askere gitmek için ayrıldım ve askerden sonra tekrar iş başı yaptım, iki kez daha takdirname aldım. Bir süre sonra Tersane’den ayrıldım ama Tersane’den ayrıldığıma hala pişmanım.

1959’da girdiğim tersaneden 1963’de askere giderken çıktım. 1965 geri döndüm ve 1971’de tekrar ayrıldım. Sonrasında Aksa’ya girdim ve 32 yıl çalıştım ve oradan emekli oldum. Özel sektörde hala aranan biri olmama rağmen Tersane’deki zevki hiçbir yerde bulamadım.

-20 yıl olmuştur. Tastikname lazımdı, o nedenle okula gittim. Orada bir panoda faciadan kurtulanlar ve ölenlerin listesi vardı. Ona bakarken ben başladım ağlamaya… Bir bayan öğretmen geldi, neden ağladığımı sordu. Anlatınca hemen müdürün odasına aldılar çay ikramından sonra ben orada otururken işimi hallederek bana yardımcı oldular. Bu anımı da unutamıyorum.

-49. Yılında Üsküdar faciasında ölenlerin ailelerine başsağlığı ve Allah’tan sabır dilerim. Allah kimseye bir daha göstermesin.

Sahil yolundan İzmit’e gidip gelirken deniz kenarına oturur, denize bakarım. Bir çok insan da benim gibi oturup denize bakar orada…

Ama onlar manzara seyreder, ben oradan baktığımda gözümde O gün canlanır, denizin üzerindeki o can pazarını görür gibi olurum, boğazım düğümlenir, acılar tazelenir ve gözlerim dolar.

Allah rahmet eylesin.

Hikmet Ağaçlkoparan 01-03-2010 08:08:47

Yorum Ekle
KAZALAR Kategorisinden Diğer Başlıklar:
07-02-2012 -Alaca-1 Adlı Türk Gemisi Azak Denizinde Batıyor
06-02-2012 -Dominik Cumhuriyeti'nde Gemi Battı
05-02-2012 -Azak Denizinde gemide yangın çıktı
30-01-2012 -Anvers Limanında Kaza 2 ölü
28-01-2012 -Karaya oturan gemi yardım istemiyor
23-01-2012 -Mersin Limanında gemi kazası
15-01-2012 -Edirne Tankeri battı: 3 Ölü...
13-01-2012 -Gemicinin Üstüne Saman Balyası Düştü!
13-01-2012 -İşte Rena'dan Geriye Kalanlar...
02-01-2012 -Rena sonunda ikiye ayrıldı
02-01-2012 -Kenya'da Tekne Faciası: 7 Ölü 53 Kayıp
31-12-2011 -Osman Gazi 1 Feribotu Kaptanından Suçlama
27-12-2011 -'Doğu Haşlaman' Ege'de Batıyor
24-12-2011 -Limanda kreyn geminin üstüne düştü
24-12-2011 -GÖKAY-K Kerch Boğazında Karaya Oturdu
23-12-2011 -TK Bremen'in Armatörüne Pahalı Fatura
22-12-2011 -BOSTAN-N Yanaşırken Efendi Baba'ya Çarptı
20-12-2011 -Çeşme'ye Giderken Kara'ya Oturdu
20-12-2011 -Karaya Oturan "Orsula" Böyle kurtarıldı
17-12-2011 -Fırtına TK Bremen'i Kumsala Çıkardı
15-12-2011 -Rus Nehir Gemisi VUOKSA Karaya Oturdu
14-12-2011 -Norveç'te Yine Feribot Karaya Oturdu
12-12-2011 -Konteyner gemisi köprü altında sıkıştı!
11-12-2011 -BEYSAN İsimli Tanker karaya Oturdu
09-12-2011 -Biskay'da Gemiler Çarpıştı, Biri Battı
09-12-2011 -Baf yakınlarında Karaya Oturdu
05-12-2011 -RENA Gemisine Pahalı Kurtarma
04-12-2011 -Alize isimli tekne Sakarya Nehrinde battı
04-12-2011 -Cafer Dede: Neden tutuldu, neden bırakıldı?
28-11-2011 -Prens William Batan Gemiye Koştu

DenizTV™ © 2008-2011 LOJİTÜRK™ LTD. Bütün hakları saklıdır.

DenizTV™ ismi ve "Denizin ve Denizciliğin Televizyonu" sloganı LOJİTÜRK™'ün tescilli markasıdır. İzinsiz kullanımlar yasal takibatı gerektirir.

Tescil Sınıfı:38 - T.C. Tescil No:2008/62847

Gurur Madalyası™ Lojitürk'ün tescilli markasıdır.

Sitede yayınlanan yazı haber ve yorumlardan yazarları sorumludur. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir. Sitemizde yayınlanan diğer haberler ise, kaynak gösterilmek ve sitemizin ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

İletişim: editor@deniztv.com Reklam: reklam@deniztv.com WebMaster: webmaster@deniztv.com